Eski Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel, kendisinin görev süresinin bitmesine aylar kala başlayan Cumhurbaşkanlığının süresinin uzatılması ile ilgili tartışmaların bir bölümünde Cumhurbaşkanının genç biri olmasını ima eden kesimlere “Ne yapacaksınız Cumhurbaşkanına Maraton mu koşturtacaksınız?” diyerek ve biraz da dalga geçerek cevap cermişti.
“Yeni Cumhurbaşkanı nasıl olsun?” Arayışları içinde; Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de o günlerde UEFA Kupasını kazanan Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim’i önermişti.
Öyle ya! bir futbol takımı antrenörü, Türkiye gibi coğrafyaya sahip ve her günkü gündemi hassas konularla başlayan bir ülkeye cumhurbaşkanı olabilirdi. Yeterki daha önce topluma bir şekilde sunulmuş olsun.
O da bir şey mi idi! Biz millet olarak yürütmeden mesul bir makam olan Başbakanlığa hayatında bir bakkal dükkanı bile çalıştırmamış, sorumluluk almamış siyasetin paraşütleri ile inmiş insanları getirmemişmiydik?
Sonra da “Elim kırılaydı da oy vermeseydim?” diyenleri çok görüyorduk. Hala da öyle değil mi?
İlk olarak Süleymen Demirel, ‘80 öncesi kendisini eleştirdiğinde rahmetli Ecevit için söylemişti, geçenlerde Tayyib de muhalefettekiler için söyledi “Bunlar iki koyunu güdemez.”
Acaba hakikaten, iki koyunu güdemeyenler Türkiye’ye başbakan bile olmuş muydu? Parti lideri falan oluyor muydu?
Önümüzde çok kısa bir süre sonra Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanlığı için seçim yapılacak. Hemen her yerde seçim kulisleri devam ediyor. Hemen hemen herkes bir şekilde görüş bildiriyor, ahkam kesiyor. Hani “ağzı olan konuşuyor!” Denir ya, işte tam öyle... Bu kişileri dinlediğinizde istedikleri bir başkanda aranan özellikleri öyle bir sıralıyorlar ki zannedersiniz ABD’ne Başkan arıyoruz.
“Daha önce veya şimdi varsa öyle biri Türk Toplumu içinde biz niye görmedik? Nerede ise bana da gösterin biz de tanıyalım!” diyeceğim de neyse....
Ama ben de burada “TADF Başkanı nasıl olmalı?” diye kendi istediklerimi yazsam; ya bir kaç kişi ile mahkemelik olurum ya da ortada aday falan bulamayız!...
Cumhurbaşkanı, Başbakan olacak kişi için aramadığımız nitelikleri bu seçimlerde TADF Başkanı için arıyoruz.
Elbetteki TADF’ye başkan olacak bir insanda belli kriterler olmalı. Elbette bazılarından bir parça farkı olmalı. Tamam da;“Şimdiye kadar bu nitelikleri bugüne kadar aramadınız da bugün mü arıyorsunuz? Hani bundan evvelki seçilmişleri de gördük! ” diyelim geçelim... Siz anladınız!.
Hele bir de işin -sözüm ona- otoriterler tarafı varki; o daha da vahim.
Bırakınız içinde bulunduğu TADF Başkanını tayin etme yetkisini kendinde görme aczini; ne kültür, ne hayat düzeni, ne yetişme ortamı ile normal hayatınızda muhattap olmayacağınız, hayatının hiç bir safhasında yan yana gelmeyeceğiniz kişiler; aynaya bakmadan şu sıralar adı ortada dolaşan söz konusu adaylar hakkında yorum yapıyorlar. Utanmadan sıkılmadan. Eh, ona da “cehalletten” diyelim olsun bitsin...
Hür seçimler olmadan olmaz...
ABD’ye geldiğimizden beri sürekli TADF seçimlerinin bire bir delege hürriyeti, serbest sandık, önceden manipüle edilmemiş, baskısız seçim ortamında olması gerektiğini savunduk. .
Birtakım mihraklardan manipüle edilerek yaşanmış seçimlerin TADF’yi getirdiği sonuç ortada..
Geçtiğimiz son iki kongre sonunda belli bir kesimin gücü ve yetkili kişilerin de açık desteği ile seçimin sonucu hep istedikleri gibi oldu.
Ama sonra ne oldu?...
İşte eserleri olan TADF...
Her seçim sonrası eserlerinden ne kadar memnun oldular onlar bunu bizden çok daha iyi biliyor.
TADF şu son iki dönemdeki kadar sorunlu dönemler yaşadı mı? Zannetmem.
Peki sadece başkanlar da mı kabahat?
Zamanında onları oraya aday gösteren kudret sahiplerinde ve kulis yapan yetkililerde hiç mi kabahat yok?
Bildik Nasreddin Hoca hikayesi gibi!
Hani, Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girmiş de evden bir sürü şey gidince Köy halkı başlamış Nasreddin Hoca’ya konuşmaya... “Hoca bahçeye niye köpek almadın?” “Hoca niye kapıya çifte kilit koymadın?” Hoca da sonunda patlamış. “Tamam biz bunları yapmadık kabahatimiz var da Evi soyan hırsızın hiç ni kabahati yok?”
Hayatını Türk Toplumu’na adamış bir kaç kişiyi tenzih ederek söylüyorum; ama seçimi manipüle edenler, daha doğrusu şu günkü TADF’de payı olanlar şimdi yine başka nafile arayışlardalar. Hala akıllanmadılar. Hala toplum mühendisliği heveslerine, devam ediyorlar.
Artık hiçbir şey eskisi gibi değil...
Günümüz TADF’nun şartları çok farklı. 30-40 sene öncesinden çok farklı 10-15 yıl öncesinden farklı 4-5 hatta 2 yıl öncesinden bile çok farklı. Ve görmenizi istediğim bu farklılık giderek daha da açılıyor.
4-5 yıl öncesine kadar Amerika’daki her hangi bir bölge derneğinden farksız çalışan bir TADF ile bugünkü TADF’nin geldiği yer çok daha farklı. Üstelik TADF’ye bağlı dernekler de çok farklılaştı.
Çoğu dernek bölgelerinde adeta birer ayrı Federasyon gibi. Üstelik, bugünkü Federasyondan çok daha iyi, çok daha etkin, çok daha ciddi işler yapıyorlar.
Mali yapıları, kurumsal görünümleri, insan gücü bugünkü federasyonun 50 yıl ötesinde...
Aslında artık federasyona bile ihtiyaçları yok! Çoğu dernek kendi içinde bunu tartışıyor.
“Birlerinin federasyonu kullanması için bizde derneklerimizi kullandırmak zorunda mıyız?” Her gün kendilerine bu soruyu soruyorlar.
İşte günden güne bu çok farklılaşan Federasyona bu politikalarla Başkan seçmek, seçtirmek, manüpüle ederek seçimin kaderini değiştirmek federasyona yapılabilecek en büyük kötülüktür. Bazı kudret sahipleri içinde bulundukları teşkilata hizmet adına bunu bilerek yapıyorlar. Belki o gün seçimi kazanan kesim büyük bir tatmin duygusu yaşayabilir ama bu, sadece günlük zaferden öteye gitmez...
Defalarca tekrar ederek örnekleri burnunuza sokmak istemiyorum. Ama yaşadıklarımız bu söylediklerimin en büyük delili...
Üzülerek belirteyim, bu kafayla gidildiği sürece Federasyonun geleceği hiç parlak değil.
Küçülme, bölünme, safdışı kalma da dahil olmak üzere; her türlü akıbet federasyonun başına gelebilir. Yok olma hariç!
Çünkü bu durum, yukarıda söylediğim olası sonuçların bugün zeminini hazırlayanların da işine gelmez. Fakat orada bir yerlerde sessiz sedasız kendi halinde yaşamını devam ettirir.